12 Ağustos 2012 Pazar

BU GECE....













Rüzgar dokunuyor tenime

Senin yerine...

Güneş yakıyor içimi

Sevgin yerine...

Ay ışıyor gözlerimde

ASCHK'ın yerine...

Yüreğim kanıyor

Sensizliğin denizinde....

21 Ağustos 2011 Pazar

''ASCHK''









ASCHK, güçlüdür...
ASCHK, mutluluktur...
ASCHK, ruhtur...
ASCHK, tutkudur...
ASCHK, şehvettir...
ASCHK, cilvedir...
ASCHK, kapristir...
ASCHK, hayranlıktır...
ASCHK, sevimlidir...
ASCHK, yoğundur...
ASCHK, doğadır...
ASCHK, saldırgandır...
ASCHK, çabadır...
ASCHK, dikkattir...
ASCHK, beklemektir...
ASCHK, kazanmaktır...
ASCHK, karardır...
ASCHK, kurtarmaktır...
ASCHK, farklılıktır...
ASCHK, ortaklıktır...
ASCHK, mükemmeldir...
ASCHK, kusurludur....
ASCHK, edebiyattır...
ASCHK, siyasettir...
ASCHK, ünlüdür..
ASCHK, sonuçtur...
ASCHK, sıradandır...
ASCHK, zorluktur...
ASCHK, güdüdür...
ASCHK, neşedir...
ASCHK, parlaktır...
ASCHK, hayaldir...
ASCHK, kırgınlıktır...
ASCHK, geri gelmeyebilir...
ASCHK, felakettir...
ASCHK, hikâyedir...
ASCHK, derindir...
ASCHK, ölümsüzdür...
ASCHK, klasiktir...
ASCHK, bir yanı eksiktir...
ASCHK, ilk bakıştır...
ASCHK, hüzünlüdür...
ASCHK, ölümdür...

31 Ekim 2010 Pazar

SONSUZLUK ÇUKURUNDA....










Bağlanmak bir tutam sevgiye muhtaç körleşmiş gözlerle umursamazca acıların yaşanacağını bile bile...

Bu kaçıncı acı hayata dair yaşanacaklar adına her defasında imkansızı yakalamak için kaçıncı çırpınış...

Sevmek bu kadar ucuzlamışken bu dünyada gerçeği görebilmek bu kadar zorken ASCHK ın gözlerinde...

Beklemek gerçek sevgiyi sanki yoktan var olacakmış gibi ne acı...

Sonsuzluk çukurunda...

6 Ekim 2010 Çarşamba

MUTLULUK PERİSİ...









Onu yazmak için erken diye düşündü içinden, oysa öylesine çabuk girmişti ki hayatına, öylesine çabuk sarmıştı ki benliğini…

Onda kendini bulmuş, hayatında ki enerji,huzur, mutluluk olmuştu.

Yıllardır aşka kapattığı yüreğindeki heyecanın tarifi bile imkansız iken, her gün onun varlığı ile yeni bir güne uyanmanın huzuruna kapılmıştı.

Aynada gördüğü uyku mahmuru yüzünde bulduğu tebessümün, yolda giderken radyoda dinlediği müziğin, şarkıya eşlik edişinin hatta sözlerinde aschk' ı arayışının bile ayrı bir anlamı vardı.

Ondan gelecek telefonu beklerken arayıp aramama arasında kalmanın, ilk o arasın beni diye beklemesinin ve onun sesini duyduğu anda kulakları çınlatan kahkahasının bile anlamı vardı…

Özlemenin bile anlam kazandığı yeni aschk için mutluluk perisi sihirli çubuğyla gelmişti artık...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

IŞIĞIN YANSIMASI


3.Bölüm
Uyandığında, bir an hayal sandı yaşadıklarını, yanında uzanan adamı gördüğünde gülümsedi sevgiyle. İzledi yüzündeki her bir çizgiyi, uyandırmaya kıyamadı, saatlerce öyle kalabilirdi. Onu seyrettiğini hissetti adam belki de, birden gözlerini açtı ve kadına günaydın ‘’ASCHK ’’ım dedi. Kadın o an mutluluğun doruğunda utangaç bir tavırla, adamın göğsüne yasladı başını. Kendi kalp atışı karışıyordu onun kalp atışlarına, hissettiği sıcaklıktan hiç uzaklaşmak istemiyordu.
Kahvaltı bittiğinde sahile indiler, kumsalda rüzgar sert esmesine rağmen, yosun kokan havayı içine çekmek istediğini söyledi adama. Yürümeye başladılar, dalgalar kumsalı dövercesine geliyor, çalkalanan denizde oluşan köpükler bembeyaz bir şerit oluşturuyordu. Ayakkabılarının kimi zaman kaçamak da olsa ıslanmasını görmezden geliyordu. Deniz kabuklarını bulmaya çalışıyordu gözleri küçük bir çocuk gibi, içindeki coşku, heyecan, hepsi onu çocuklaştırmıştı. Kumsalda duran bir dal ile kumun üzerine ‘’ASCHK‘’ yazdı. Rüzgarla dans eden saçları karmakarışık olmuştu ve o karışıklıkta gülümseyen yüzü kaybolmuş gibiydi. Adam beline doladı kollarını, onu kucakladı bir süre döndüler oldukları yerde ve birlikte kumların üzerine bıraktılar kendilerini. Yaşadığı anın tadına varmaya çalışırken, adam gözlerinin içine o kadar büyük sevgiyle bakıyordu ki gözbebeklerinin içini görebilecek kadar etkileyiciydi. Kendi duygularını düşünmekten onun gözlerindeki yerini bilemiyordu o ana kadar, oysa gözleri öyle sevgi dolu bakıyordu ki, öylesine saf ve huzur dolu. Kocaman elleri naif dokunuyordu, pamuk kadar yumuşaktı sanki. İleride bir tekne gördüler, kim bilir hangi fırtınada su almış ve kıyıya vurmuştu. Kahkahalarla koşarak teknenin yanına gittiler, ikisinin de aynı anda aklından aynı şey geçmişti. Çürümeye yüz tutmuş tahtanın üzerine topladıkları deniz kabuklarını dizmeye başladılar, güzel olanları ayıklayıp beğenmediklerini kumun üzerine bıraktılar. Adam birkaç güzel parçayı seçti kendine, kadın sordu onları ne yapacağını, sürpriz dedi adam. Sahilde uzunca bir süre kaldıklarının farkına vardılar, acıktıklarını hissettiklerinde. Otelin kumsaldaki restoranına geldiklerinde cam kenarındaki masada oturdular, kanat çırpmadan süzülen martıları izlediler. Duydukları sesle irkildiler, garsona siparişlerini söylediler ve yemeklerini yedikten sonra şömine karşısında duran kanepeye geçtiler. Şaraplarını yudumlarken, çıtırdayan odun sesleri ve ateşin renkleriyle ısındılar.

1 Nisan 2010 Perşembe

IŞIĞIN YANSIMASI...


2.bolum

Uyandı, hızla hazırlandı ve evden çıktı. Onu bir an önce görmek yanında olmak istiyordu. Ofise, o kadar erken gelmişti ki kimse yoktu. Asansörün kapısını açacağı anda aşağıdan çağırdı biri. Beklerken içinde onun geliyor olmasını umut etti. Asansör bulunduğu katta durdu ve o geldi, birkaç saniye kapıda öylece kalakaldılar. Yine aynı suskunluk, konuşmak istese bile kelimeler boğazında düğümlenecekmişçesine içindeki heyecan. Ofise girdiklerinde kendi odalarına gittiler, birkaç saniye sonra mutfak kapısında yine yan yana geldiler. Kahvaltı yaptın mı diye sordu kadına, elindeki poşeti göstererek, çay hazırladı hemen. Şimdi birlikte, aynı oda da, gözleri boşluğa dalmış onun gözlerinden gözlerini kaçırmaya çalışıyordu. Ofise gelenlerin sesleriyle irkildiler ve sıradan bir kahvaltı havasında masanın üzerini temizlediler. Bütün bir gün, ona çok yakın ama bir o kadar uzakta, onu düşünerek bitti. Akşam olduğunda herkes gittiğinde yine baş başa kaldılar, ikisi de gidemiyordu, oturdukları yerde mıhlanmışçasına. Yağmur başlamıştı fırtına ile birlikte, pencereye yaklaştı, kaçışan insanları seyrederken onun nefesini hissetti, omuzlarından sıkıca kavradı avuçlarında sıcaklığını hissediyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki, hızla nefes alıyor kalbinin temposuna ayak uydurmaya çalıyor gibiydi. Adam onu kendine doğru çevirdi, sadece dudaklarına bakabiliyordu titreyen bir sesle ‘’ÖZLEDİM ‘’ dedi kuvvetlice kadını kendine çekti ve öpüşmeye başladılar. Kadın, hayatın hiçbir bölümünde yaşayamadığı, yaşamak istediği onu, yakalamışçasına ve kaybetmekten korkarcasına sıkıca sarıldı. Uzun ve acılarla yaşanan hayatın öyle bir anında rastladı ki ona, o anda yeniden hayata bahar tadında bakmaya başlamıştı artık. Kimine göre sadece bir ışık, kimine göre dönüm noktası, ama mutluydu kadın, bu onun beklediği ışıktı artık buna emindi. O gece yine ofiste yan yana sabahladılar, eve gitmek ondan ayrı kalmak istemiyordu kadın, hafta sonu olduğu için rahatlardı, ofise kimse gelmeyecekti. Ne yapacaklarını düşünürken, adam hafta sonu seninle olmak istiyorum dedi kadına, beklediği tam da böyle bir şeydi, kendisi ifade edemezdi asla. İki günlük plan yaptılar hiç ayrılmadan geçirecekleri bir hafta sonu için hazırlık yapıp, yola çıktılar. Kış aylarının son günlerinde sahil yolu oldukça sakindi, yağmurla birlikte ortaya çıkan toprağın kokusu hissediliyordu. Kumsalda sevimli küçük bir restoran gördüler, bir şeyler atıştırmak için durdular. Kadın iskelesine hayran kalmıştı, hemen oraya yöneldi ve iskelenin ucuna kadar gidip ufka baktı, gri dedi içinden, gökyüzü, deniz hepsi gri, tıpkı içimdeki bilinmez heyecan ve belirsizlik gibi. Oturdu iskelenin ucuna, sonsuz griyi izledi, sorularına cevap bulabilecekmiş gibi bekledi. Adamın sırtına koyduğu şal ile aslında ne kadar üşüdüğünü fark etti. Elindeki çay fincanını uzattı adam yudumladı ve yanağına kondurduğu buse ile teşekkürünü ifade etti. Restorana girdiler tıpkı eve benzeyen şömineyle ısınan sıcacık bir yerdi ve içerisi kızarmış ekmek kokuyordu. Masada kahvaltı için her şey vardı, keyifli bir kahvaltının ardından yola devam ettiler. Küçük cümleler de olsa artık konuşuyorlardı, yolda gördükleri ağaçlar, evler, insanlar hakkında. Bir sahil kasabasına geldiler, kumsalda bir otele yerleştiler, odalar birer minik ev görünümündeydi. Sanki onlardan başka kimse kalmıyordu, sessizlik hakimdi, odaya yerleştiler. Çok yorulmuşçasına kendini yatağa bıraktı, adamda yanına.Kadın, adamın kollarının üzerine koydu başını, parmağıyla yüzünün hatlarını çizdi beynine gözleri kapalı. Saçlarından başlıyor, boynuna geldiğinde çevik bir hareketle yeniden saçlarına geri dönüyordu. Kaç kez bunu yaptığını fark etmemişti bile, adam onun elini tutana kadar, sonra sımsıkı sarıldılar birbirlerine. Ayrı kalmaktan korkarcasına sıkıca sarıldılar. Daha önce hiç hissetmediği kadar mutluydu, beklediği IŞIĞI,GRİ bir günde yakalamıştı.

30 Mart 2010 Salı

IŞIĞIN YANSIMASI….


1. Bölüm

Kimi zaman bir yol ayrımı, öyle bir an gelir ki ne sağdaki yola gitmek ister, ne de soldaki yola. Ortası kurtuluş gibi gelir, her sorumluluktan, her yenilgiden, her yıkıntıdan, her acıdan.Öyle bir anda çıktı genç kadının karşısına, hayata küsmüş, umutlarını yitirmiş, sessiz sakin ölümü beklerken.
Işığı oldu, içindeki karanlığı aydınlatan, hayata bağlayan.
Gizemli ama bir o kadar heyecan dolu, konuşurken gözlerine bakmak bile ürpertiyordu kadının içini coşkuyla. O çalışırken geç saatlere kadar, işi olmadığı halde sırf onu daha çok görebilmek için kalıyordu ofiste, gidemiyordu. Onunla konuşabilmek adına bahane konular bulmaya çalışıyor, ona yakın olabilmek için bildiği halde bilmiyormuş gibi davranarak abuk sabuk sorular soruyordu.
Bir gün iş çıkışı, evine bırakmayı teklif etti, sahilde durdu kadın, hava soğuk ve yağmur yağıyordu, sohbete başladılar, sanki başka birinden bahseder gibi içinde ona olan sevgiyi anlatmaya başladı. Tutkusunun derinliğini hissetmesini istedi. Sustular, uzun bir süre konuşmadılar, anlamalısın diyordu kadın, anlattığı sevginin sahibi sensin diyordu içinden. Gözleri doldu, teni ürperdi, bir dokunsa içindeki bütün duygularla ona sarılmaya öylesine hazırdı. Saatler ilerledikçe, suskunluğu bozan, cama değen yağmur damlalarını izler oldular. Genç kadın yüzünü ona çevirdi, artık daha fazla beklemeyecekti, bir anda söyleyecekti, hazır hissetti kendini o anda. Göz göze geldiler, dudaklarını araladığı anda onun dudaklarının sıcaklığını hissetti, nefesi kesildi, böyle bir heyecanı daha önce hiç yaşamamıştı. Nasıl bir histi bu tarifi imkansız, bütün gece içindeki savaşın yorgunluğunu bile unutturan. Uzun süre birbirlerine sarılı kaldılar, hiç konuşmadılar, sanki büyü bozulacak gibi. Gün ağardı ve hiç konuşmadan yola çıktılar, ofise geldiler.
Birbirlerinden uzak odalarda, yaşananları düşündü kadın, peki şimdi ne olacaktı, karşılıklı duygulardı ama ya bundan sonrası ne olacaktı? Bütün gün hem uykusuzluktan hem de yaşananları düşünmekten yorgun düştü. Ama konuşmak istiyordu bir an önce akşamın olmasını diliyordu. Ofiste yine ikisi kaldı, yan yana oturdular, konuşmak istiyor ama konuşamıyordu, ne söyleyecek nereden başlayacaktı, sanırım o da aynı durumdaydı, bütün gün bir araya gelmemeye çalışmasının nedeni de buydu. Ellerini avuçlarının arasında sıkıca tuttu kadının, tanrım yine o sıcaklık, yine o dayanılmaz heyecan, yine suskunluk. Dokunuşlarla anlatmaya başladılar hislerini, kelimelerin yeterli olmadığı an böyle bir şey diye düşünüyordu. Şimdi artık bütün vücudu ona esirdi, sarıldılar sımsıkı, orada uyuyakaldılar.
Sabah yalnız uyandı koltukta, mutfaktan gelen sesleri duydu, ayağa kalktı üstünü başını düzeltti, yüzünü yıkadı ve aynada kendisine baktı, huzurun ve mutluluğun yüzüne yansımasını gördü. Gözlerinin içi gülüyordu, o coşkuyla mutfağa gitti, çay demlenmiş, sıcacık poğaçalar alınmıştı, onun için hazırlanmıştı hepside. Yanağına küçük bir buse kondurdu, teşekkür edercesine.
Hala konuşamıyorlardı aslında, anlamsız gibi görünse de, konuşmadan anlayabiliyorlardı birbirlerini, aynı şeyi hissetmek, istemek işte buydu. Kahvaltı bitene kadar yine konuşamadılar. Diğerleri gelmeden kahvaltı masasını birlikte topladılar ve odalarına gittiler. Yine birbirlerinden uzak ama özlemle bir gün onları bekliyordu. O ne düşünüyor diye geçti koca bir gün. Akşam olmuştu artık eve gitmesi gerekiyordu istemese de. Otoparka yürürken yanında onu hissetti, eli eline değiyordu, ama tutmadı, yanında yürümeye devam etti. Arabanın kapılarını açtı, o da yanına oturdu, bende geliyorum seninle dedi. Birlikte yola çıktılar, eliyle boynunu kavramıştı. Sanki sürekli o sıcaklığı hissetmesini ister gibiydi. Eve geldiklerinde genç adam vedalaştı, onca yolu sırf onunla daha fazla vakit geçirmek için gelmiş ve şimdi geri dönecekti. Onu çok özel hissettirdi. Yatağına uzandığında gözlerini kapattığında onu gördü gözleri onu düşünerek uyuyakaldı.

5 Mart 2010 Cuma

ISSIZLIĞIN ORTASINDA…


Derinlerden gelen müziğin sesiydi ona eşlik eden, ılık bahar akşamında cırcır böceklerinin sesiyle ahenk içinde.
Yazmayı seviyordu, kalem ve kağıt olmalıydı hislerini anlatan, ne daktilo olmalıydı nede bilgisayar, teknolojiyi sevmiyordu, her ne kadar kolay olsa da.
Kalemin acıttığının farkına vardığında gözlerini ayırdı dalıp gittiği uzaklardan. Ellerini birleştirdi yüzünde, sanki bir ağrı saplanmış gibi sıktı şakaklarını, düşünmek istemiyordu yaşanan bütün olayları. Zamana bırakmalıydı belki de, bitmeyeceğini sandığı bu acı, zamanla unutulur diye geçirdi aklından. Avunmak için kendince bir teselliydi aslında.
Gözleri geldi aklına, gözbebeklerinde yakaladığı ışıltıda, içine dolan huzuru hissetti. Balköpüğü rengiydi, ay ışığında bile görülebilecek kadar güzeldi, pırıl pırıl, duru, sevgi dolu… Nasıl unutabilirdi ki o saf bakışların ardındaki mutluluğu. İlk tanışmalarını anımsadı, oysa hiç umursamamıştı o akşam, o masada onun varlığını, ta ki dans ettiği kollarında, onun gözlerinde kaybolduğu ana dek. Büyülenmişti, hiç bırakmak istememişti ellerini, sarıldığı bedeninden. ASCHK böyle bir şey mi diye düşündü, bir anda yakalanan. O ne düşünüyordu acaba, gözleri gözlerinde buluştuğunda, anlamış mıydı ondan o denli etkilendiğini, ya da o da etkilenmiş miydi kendisinden. Uzun süre bakıştılar, müziğin ritmiyle uçuyorlardı adeta, danstan öteydi kucaklaşmaları.
Ürperdiğini hissetti, o geceyi yeniden yaşamışçasına, kalbinin hızla attığını fark etti. Uzaklaştı masadan, kanepeye uzandı, gözlerini kapatıp onu düşünmeye devam etmeliydi, özlem giderircesine. O geceden sonraki buluşmalarını düşündü, cebinde gizlediği yüzüğü vermeyi denediği o buluşmaları. Dudaklarını ısırdı büyük bir hırsla kanatırcasına, canını acıtmak istedi, sanki acının yönünü değiştirmek istercesine. Onsuzluğun acısı yerleşmişti bir kere, kalbine, beynine. Evdeki sessizlikte bile o vardı, kanepede onun dizlerine uzanmıştı bir hafta önce.
Sehpanın üzerinde duran resme baktı, balköpüğü rengi gözlerindeki ışıltıya baktı. Resmin yanında duran yüzüğü aldı avuçlarına, sımsıkı tuttu, ayağa kalktı, ağır adımlarla evden çıktı, nereye gideceğini bilmeden. Ayakları onun evine getirmişti, ışıkları yanıyordu, birkaç dakika izledi gölgesini, sessizce yaklaştı kapıya. Yüzüğü bırakmak istedi paspasın üzerine, sonra ne değişecek diye geçti içinden. Bırakamadı, uzaklaştı oradan, yürümeye devam etti. Eve geldi resmi sehpanın üzerinden aldı, yüzükle beraber çekmeceye koydu.
Masaya oturdu tekrar yeniden yazmayı denedi, yazamıyordu, içinden gelmiyordu aslında hiçbir kelimeyi kullanmak.

Issızlığın ortasında tek başına kalakalmıştı, çaresiz….

4 Mart 2010 Perşembe

SAYFADAKİ NOT ; TUTUNAMADIM…


Kendi kendine konuştuğunun farkında bile değildi, soğuk bir kış gecesi düşüncelerinin içinde boğuluyordu . Büyük hayallerle başlayan aşk, bir telefon mesajı ile bitivermişti. Neden olduğunu bile bilmeden, hiçbir açıklama yapmadan, gelen mesajda sadece ‘’daha fazla devam edemeyeceğim ‘’ yazıyordu. Neydi bu, neyi anlatmalıydı bu mesaj, göz pınarları yavaş yavaş ıslanırken gecenin o ayazında mendilini aradı ceplerinde, rüzgar ısırırken dudaklarını düşen damlaları sildi yanaklarından. Mendilini sıkı sıkı tuttu avuçlarında, geri koymaya gerek yoktu cebine , artık başlamıştı ağlama krizi. Bu kadar küçük düşmemeliydi, yenik düşmemeliydi bu aşk sandığı ama aslında yalan yaşanmışlar yüzünden. İçinde kopmalıydı fırtınalar, kimse görmemeli , bilmemeliydi, bu utanç verici, ayrılık şeklini. Rüzgarın dağıttığı saçları okşarken yüzünü , tek tesellisiydi yalnızlık. Kaçması gereken onu tanıyan ‘’ arkadaşlarım yoktu iyi ki yanımda ‘’ diye geçirdi içinden. Hangi bahaneyle uzaklaşırdı yanlarından, ne söyleyebilirdi ki, daha kendisi bile gelen mesajın yıkıntısı arasından sıyrılamamışken .
İskelenin ucundaydı bir anda, nasıl geldiğinin bile, farkına varmadan, deniz ve gökyüzü gri görünüyordu, dalıp gitti ufka bomboş gözlerle. Esen rüzgarla yükselen dalgalar ıslatıyordu çizmelerini ‘’ neden ‘’ diye sormalı mıyım diye geçirdi içinden. Vazgeçti sonra, ne değişecekti ki, biliyordu artık onun istemediğini, nedeninin ne olduğunun ne önemi vardı, bu saatten sonra.
Elini uzattı, çantasında aradı küçük not defterini, kalemini aradı sonra. Her hangi bir sayfayı açıp durdu, bekledi boş boş bakarak satırlara. Kime ne yazmalıydı, geride onu özleyecek, merak edecek , mesaj bırakacak ,seven birileri yoktu. O an aklından geçen tek cümleyi yazmaya çalıştı titreyen elleriyle, tüm yaşanmışlarının, hayatının özetiydi aslında, onca yıl tek cümleye sığıvermişti .
Onun, içinde bıraktığı izlerin acısını hissediyordu sadece, çantasını usulca bıraktı iskelenin kenarına, not defteri ıslanmasın diye iyice örttü üzerini. İskeleye oturdu, dalgalar gözyaşlarına arkadaşlık edercesine yüzündeydi şimdi. Son kez baktı ufka, geliyorum dercesine sıcak samimi bıraktı kendini azgın sulara.
Sabah gün doğarken çantayı gören temizlikçi buldu not defterini, sayfayı usulca araladığında , notu gördü ve anladı bir sevda ateşininde acıyla bittiğini.

3 Mart 2010 Çarşamba

BAHARLA GELEN MUTLULUGUMSUN SEN...




Ummadığımız bir anda, tarif bile edemeyeceğimiz kadar büyük mutluluklar çıkar karşımıza ansızın...

Nasıl ifade edilebilir bilmiyorum, durduk yerde çığlıklar atmak, kimi görsen sarılmak, birileriyle paylaşmak istersin ya, işte öyle bir duygu, çılgıncasına...

O gün geldiğinde duyarsınız elbet çığlığımı,sorarsınız neden diye...

O gün geldiğinde üstü kapalı şeyleri sererim gözlerinizin önüne...

Yalnızlığa isyan ederken, kahrederken hayata, tamda nedir bu dünyanın saçmalıkları dahasıda varmı yaşanacak acıları derken öylece şaşkın bakışlarda...

İşte böyle baharla gelen mutluluksun sen...hayatıma...

ÇERÇEVEDEKİ UMUDA YOLCULUK....



Uzun zamandır sessizliğe boğdum kendimi....

Uzaklaştım hayatın içinde olmalardan, korkularımla içime kapandım. Çözüm değildi ama böyle olması gerekiyordu belki, derin karanlıkların ardından çıkacağım umud yolculuğunda, çerçevenin en önemli resminde senin olacağını bilmeden.

Tam da seni kurmuştum düşlerimde, senin bana anlattıklarındı yaşamak istediklerim, tıpkı ruh ikizim gibiydin, beni tamamlıyordun hislerinde, beklentilerinde. İmkansız diye düşündümğüm anlarda bile şaşırtmaya devam ettin beni, bir sürpriz gibiydin mutluluğa açılan kocaman penceremde.

Huzur seninle geldi yüreğime, sen girdiğin anda hayatıma tebessüm kondu yanaklarıma. Tarifi imkansız duygulardı bunlar benim için, ama hissettiklerimle öyle mutluyum ki, özlemle bekliyorum paylaşmayı bu mutluluğumu seninle her an her saniye.

Yaşadığım huzuru sana yansıtmak,sana yaşatmak, kalan ömrümüzde gülüşlerin eksik olmadığı sonsuz ASCHK'ı seninle paylaşmak, umuda yolculuğumdaki son noktam olacaksın.

Sen,çıktığım umuda yolculuğumda çerçevemdeki son resim olacaksın...

Hnym,

RÜZGARIN DOSTLUĞU...


Sessizliğinde sabahın, dünyada tek başımayım, ne gidecek bir yürek var nede yüreğini açan birileri...
Yorulurum düşüncelerde, kapılırım yalnızlıklara, akıp giden zamanın korkusu sarar bir anda, acıyı hissederim, hayatın anlamını,varlığımın nedenini sorgularım, yaşanacakların sorgusu sarar, duygularım ürpertir bedenimi,uzaklardan bir duygu kendine getirir, o heyecanı hissederim, rüzgarın okşamasını tenimi.
Sevgiyi fısıldar kulaklarıma ıslık misali.

Sırrımı paylaşırım hiç aksatmadan, kimi zaman dinler saatlerce hislerimi sıkılmadan, kimi zaman fırtına olur isyanımı anlatan, önünde durulamayan..

Yüreğime çöken hasretindi ölmeden önce
Rüzgarın son sözleriydi sözlerim
Sızlıyor karanlığımda erircesine
Kabus derinliklerinde daralan göğüs kafesim
Sıkarcasına boğazımı düğümleyen
Hasretin işkence olsada ben yine de beklerim...

DERİNLERDEKİ ÇAKIL TAŞLARI...


Herkesin, hayat denilen kocaman okyanusa attığı bir çok çakıl taşı vardır, büyük güzel titeşimler görmek isteyipte o derinliklerde kaybolup giden...
Atılan her taş yeni bir umuttur beklentilerle eş değer.

Kimi ASCHK ister benim gibi, herşeye duyulan sonsuz ASCHK....

Gri bir günde o iskeleden bakarken ufka, cebimde biriktirdiğim çakıl taşlarımı attım, her birinin temsil ettikleri sanki üzerlerinde kazınmış gibi. İhanet etmelerinden korkarcasına ne siyah olmalıydı karanlıkların, karamsarlıkların rengi, nede beyaz olmalıydı sadece huzurun temsil edildiği...

Hayat ; siyah ve beyaz arası değilmidir aslında...

İşte benim rengimde o GRİ...

MASKENİN ARDINDADIR GERÇEK RUH...


Maskedir ardına gizlendiğim...

Korkuların, aldatılmaların, acıların, gözyaşlarının görünmesini istemediğim. Yüzümdeki tebessüm gerçek değil kimi zaman, gözyaşlarımda içten değil, ruhumu gizlerim derinlerde, sakladığım sırların kapısıdır o...
İstediğim zaman çıkarıp bir kenara bırakabildiğim, gizemleriyle sandıklara kilitlediğim. Hayatın zorluklarıyla savaşırken yanımdan hiç ayırmadığım koruyucu kalkanımdır. Kendi içimde yaşadığım çelişkilerde bile yoldaşımdır farkına varamadığım. Sığınağımdır kimi zaman kötülüklerden koruyan, kollayan, bir omuzdur gözyaşlarımı akıttığım ama kimsenin göremediği...

Bir maskedir çoğu zaman yüzümde görebildikleri...

ANNE YARISI TEYZANNEM !!!


Teyze değil TEYZANNE, anne yarısı...

Boyu 155cm ama yureği kocamandı, kolları kısacıktı ama şefkatle kucaklardı, önce benim teyzannemdi sonrada kızımındı. Gençlğini yaşayamamış, fedakarlıklara saplanıp kalmış ama hiç bir zaman karşılığını sevdikleri tarafından alamamıştı. Genç yaşta bu hayata küsüp bizleri yalnız bıraktı, vazgeçti devam etmeye mücadeleden, sanırım çok yorulmuştu artık, başa çıkamadı kötülüklerle, üst üste gelen acılara katlanamadı, bizi onsuz bıraktı...

Oysa annemin yol arkadaşıydı, akıl hocasıydı, yareniydi...İnanamadı,yıkıldı, yokluğuna alışamadı. Hep aklında aynı soru takıldı kaldı ''yanında olsaydım bunu yaparmıydı? ''

Önce ben oynadım beyaz saçlarıyla, taradım, tokalar taktım rengarenk, oyun arkadaşım oldu, ilk sırrımı onunla paylaştım,ilk erkek arkadaşımı ona söyledim. Sonra kızımın en yakın sırdaşı,oyun arkadası oldu.

Teyzannem beni hissediyorsun biliyorum, özlediğimizide görüyorsun dönülmez uzaklardan...

KENDİNDEN ÇOK BENİ DÜŞÜNEN BİR'İME...


Aramızda 1 yıl 4 gün var, hiç abla demedim ona, kendime yakın hissettiğim için ismiyle seslendim hep Birgül'dü adı, ama ben hep BİR dedim kısaca o benim birimdi o benim gülümdü. Minicik elleri, iri gözleri,upuzun sarı saçları, kırılacakmış gibi vücudu vardır onun...Annem korkar incinecek diye, bana yemek yediğim için kızar, o na ise yemediği için...Tezat orantıdayız aslında her manada, aynı burçtan olmamıza rağmen, ikimizde Koç burcundayız ama ben baskın Koç kadını o ise duygusal olanımız...
Anactır o, film izlerken bile hemen duygusallaşır, gözlerinden yaşlar süzülür.
Küçükken evin yaramazı bendim, o ise benim yaramazlıklarımın sorumlusu.. Çocukluğumuzdan beri öyle duygusal öyle saf ve temiz ve bir o kadarda düşüncelidir ki hala da aynı şekilde devam ediyor bu alışkanlığı. Paylaşmayı sever öncelikle, simit bile alsa boğazından geçmez...

Benim BİR imdir o, her zaman yanımda olan, her zaman bana destek olan. Yan yana olduk kardeşten öte arkadaş olduk herşeyimizi paylaştık ve daha paylaşacak çok uzun bir ömür var önümüzde...

BABACIĞIM YOKLUĞUN EN ÇOK ANNEMDE ACIYOR...


İçim acıyor yokluğunda, ama en çok annemin içinin nasıl acıdığını gördüğümde benim acılarım azmış diyorum onunkinin yanında...Senin yokluğun, onun yalnızlığı,sensiz geçen bunca yılın birikimi...Varlığında eksik kalan verilemeyen sevgiler yokluğunda pişmanlıklara dönüştü, keşkeler kaldı geriye...Keşke hiç üzüntüler olmasaydı,keşke sen yanımızda olsaydın...Annemin kanadı kırıldı, eksik kaldı, sensiz kaldı, evdeki sesi, nefesi, hayattaki amacını, yitirmişti..Çok ağladı, çok haykırdı, o haykırmalar ki seni geri getirsin istedi... Nafile haykırışlardı bunlar...Aradan 9 yıl geçti o günden bu güne özlemler hiç değişmedi annem hala yatagın kendı tarafında yatar, hala aynı titizlikle yastığını koyar, hala her gördüğü yüzde senin simanı arar, pişirdiği yemekte,oturduğun koltukta hep seni arar, sanki sen hep oradaymışsın gibi seni hayal eder...

Babam ; Seni en son hastanede veda ettiğim günkü halinle hatırlıyorum, zorlada olsa el sallayabilmiştin bana, o an dönüp bakmak gelmişti içimden sanki son vedan olduğunu düşünmemi ister gibiydi...

ZUZUM...


Zuzumu anlatmaya nereden başlasam...
Hayattaki en değerli varlığımı binlerce güzel kelimeyi bir araya getirsem bile yetmez ifade etmeye... Ama zuzum benim için çok çok özeldir, her şeyiyle, naif, duygusal, düşünceli, başarılı, sevgi ve saygı dolu. Bir anne evladından başka ne bekleyebilirki. Hani derler ya kızımdır demiyorum ama O bambaşka...İnce duyguludur zuzum,ben üzüleceğim diye üzüntülerini paylaşmaktan korkar, ben üzülürüm diye hastalandığından bana bahsetmez, aklım onda kalacak diye derslerinin yoğunluğundan bahsetmez... Doğduğu ilk günden beri, hayatımda varlığı tutunacak dalım, elim,kolum, ayağım...Birlikte büyüdük aslında, hayatın acısını tatlısını beraber yaşadık, kimi zaman oyun oynadık kimi zaman mücadele ettik. O yüzden birbirimizi çok iyi anlıyor, üzmekten üzülmekten korkuyoruz yeterince üzüldük geçmişte diye...

Anne - kız ilişkisindende öteydi bizimki,etle tırnak gibi, özveri vardı haddinden fazla, ondan uzakta olduğum zamanlarda bensizliği kendi içinde yaşadı çevresindekilere hissettirmeden, yalnız kaldı, ana kucagına hasret olduğu zamanlarda mektuplar yazdı satır satır, özlem dolu...Gelen her mektup yavrum kokardı, hasret kokardı buram buram. O günlerdi bizi birbirimize bu kadar bağlayan, o günlerdi sevgimizi bu kadar yoğunlaştıran, o günlerdi beni ayakta tutan en zor anlarda bile..

Sen benim hayatımda varolma nedenimsin ZUZUM, iyiki varsın..

ANNEM...



Yıllar önce annemi üzdügüm bir gün bana en kötü tememnnisiydi ''BİR GÜN ANNE OLUNCA BENİ ANLARSIN ''... Boyumca kızım olunca anladım aslında ne demek istediğini... Okuldan umursadan geç dönmelerimde düşünmezdim endişe içinde beni pencerede beklediğini ta ki aynısını ben kızım için yapana kadar...Onun bana güvenmediğinden değildi benimde kızıma güvenemediğimden olmadığı gibi...Dışarıdaki tehlikelerdendi bütün korkusu, endişesi...Şimdi bile hala aynı duygularla kucaklar beni,hastalansam aramasam geç kalsam habersiz bıraksam uykuları kaçar uyuyamaz,hemen yanımda olmak ister,endişelenir üzülür... Bir de panik halleri vardır kendince beni tebessüme boğan,elim ayağım karıştı titredim der... O halleriyle öylesine sevimli öylesine sevecen ana kucağıdır ki hiç uzaklaşmak istemeyeceğim...

Onun gözünde ben hep soruların ve sorunların cevabı konumundayım. Her ne aklına gelirse o sorunun cevabını benden bekler, her ne sorun varsa çözebilecek yegane insan benim onun gözünde...Evimin erkeği der kimi zaman bana, erkek evlat yerine koyarda korur kollar diye düşünür. Namaz kılarken birden aklına gelir unuttuğu bir şey aklıma geldi der ve anlatır neyse o an aklından geçen... Yılların beyazlattığı pamuk saçları, hayatı anlatan kırışık elleri, sıcacık sevgi dolu yüreği, lezzetli yemekleri, evimizi,ailemizi ayakta tutan o aziz insan ANNEM işte...

Onu ne kadar cok belli edemesemde çok ama çok seviyorum, iyiki varsın ve iyiki yanımdasın, beni hiç sensiz bırakma annem...

GİTMEK BU KADAR KOLAY MI.....


Çıktın gittin hayatımdan....

Yaşayacaklarımı...

Sevgimi umursamadan...

Senden nefret etmeyi bile denedim….

Beceremedim....

Oysa sen...

Yaşattığın en son darbe ile sarsarak....

Kalbimi kırarak...

Beni bitirdin....

O günün o gecenin tarifi imkansız...

Acıların en koyusunu yaşattın.....

Günler aylar, yıllar geçip gidecek...

İçimde bıraktığın bu son acı hiç geçmeyecek....

Seni severken hayatı da sevmiştim ben...

Tüm yaptıklarına rağmen sevgim eksilmeden....

Sevgi tek yönlü bir yolmuş...

Her saflığı yaşatabilecek...

Son yaşadığımı...

Yaşattığını....

Tattırabilecek...

Son duygumla birlikte onurumu da elimden alıp gittin...

Sonuçta bende insanım....

Sen bana bu değeri vermesen de...

En çok neyi isterdim biliyor musun....

Her şeye rağmen bana bu acıyı yaşatmamanı...

Aşık olup da o aşkı doyasıya yaşayamamak insana acı verebilir….

Ama verdiğin bu son acı yanında hiçbir şey....

Zor bir karar benim için ama zaten acının en ağırını yaşattın sen bana ...

Sevmek acı verir, sevilmemek de ama bu sanırım en büyük acı...

Belki sen anlamazsın belki de benim gibi kullanıldığında anlayacaksın...

Bir an kaçmayı düşündüm buralardan…

Sensizlik alışmaya çalışacağım bir durumdu...

Sensizliğimde hayalinde bir avuntuydu bu acıdan önce...

Düşünmeden yapamıyorum bana yaşattığını...

Nasıl canım yanıyor bilemezsin...

Beni sana, hayata bağlayan, seni yaşamamı sağlayan yıllar önce yakaladığım ışığım bile…

Unutturamaz...

Dayanması en güç acı bu....

Hissettirmemek için yüreğime gömsem bile sessizce ağlıyorum...

Dayanamıyorum, unutmak istiyorum...

Ama nafile öyle dokundu ki bu bana...

O akşam başka birine kendini ona sunduğunu düşünmek bile ....

İşte onu duyduğum an yıkım oldu benim için...

O an her şeye rağmen sana olan aşkımın,sevgimin,kullanılmışlığımın enkazının altında ruhum acıdı...

Sensizliğimi değil ama sessiz çığlıklarımı susturamaz oldum ....

Neden, neden diye...

Herkes sana bir şeyler verebilir...

Ama ben sana kalbimi verdim...

Ben sana her şeyimi verdim...

Onurumu bile kirlettim...

Sen hissetmesen de....

Ama sen...

Kalbimi parçalamakla kalmadın son kez can evimden vurup gittin ...

Gözlerine saklanmış hainliği sezemedim….

Farkına varamadım gerçeklerin.....

Bir büyük iz gibi yüreğime leke vuracağını çözemedim...

Varlığın, yokluğuna özdeş şimdi…

Gözlerime durulmayı öğrettim şimdi artık ağlamayacaklar ....

Dudaklarıma kilit vurdum artık konuşmayacaklar.. ....

Yüreğim sana her gece beddua edecek...

Bencilliğinin acısını sen çekeceksin...

Sensizliğin acısını çektiğim gibi....

Onursuzluğumun acısını çektiğim gibi...

İşlediğin günahın bedelini vicdanınla ödeyeceksin....

Yüreğini yüreğime koymuş olsaydın farkına varırdın…

İsyanımın nedenini....

Şimdi...

Yüreğimde senin göremediğin öfke saklı...

Seni ilk tanıdığım anı hatırlar mısın....

Hatırlamazsın...

Ama ben senin son yaşattığın anı asla unutmayacağım...

Sana o kadar çok şey yazmak istiyorum ki...

Nafile, neyi değiştirecek ki...

Buna hakkın var mıydı diye sormak bile istemiyorum....

Çünkü...

Gülüyorsun biliyorum...

Umursamaz tavrınla hadi be sende diyorsun...

Ne dersen de...

Yürek dolusu isyanım var sana....

Affetmeyeceğim asla seni.....

Seni her andığımda bir kez daha nefret edeceğim senden.....

Yokluğun, hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıktı...

Bir nefret aldı yerini...

Bir başka sızı verdin çünkü yüreğime...

Acının bir bedeli olmalı...

Yoruldum artık...

Tek taraflı bir hayatı yaşamaktan….

Omuzlamaktan...

Hayatın yükü altında...

Ezilmekten...

Senin beni anlamanı beklemekten...

Sadece hıçkırıklarımı kendi duymalarımdan yoruldum.....

Hapsedilmiş bir aşkın yalnızlığında acı çekmekten yoruldum....

Sabret dedim ama erittim sabır taşımı...

Oysa...

Gözlerine baktığım ve kendimi yerli yerinde bulduğum...

Gözlerinde yakaladığım o ışık unuttururdu bana her şeyi...

Hakaretlerini...

Bana yaptığın tüm duygusal işkenceleri...

Sen farkında olmasan da....

Sevgisizliğini...

Güç aldım acıların binlercesine karşı....

Ama dayanacak gücüm kalmadı...

Son yaşadığım bu an hayatımı parçaladı...

Oysaki nasılda ihtiyacım vardı sana...

O gün...

Bilemezsin....

Sarıldığın anda bana…

Biten ümitlerimin içinde...

Düştüğüm çaresizlikle birlikte...

Teslim oldu duygularım....

Sana sarılırken, sıcaklığını hissedip...

İçimde yankılanan hıçkırıklarımı....

Boğazıma düğümlenen sensizlik isyanımı...

Özgür bıraktım....

O gün...

Sen saçlarımı okşadın...

Ben içimdeki sana olan özlemi susturdum....

Ne acı değil mi….

Sen hangisini yaşıyorsun şu an….

Çıkarımlarını mı ….

Vicdan azabını mı …..